Publication:
Prolaktinoma Tanılı Hastalarda Kardiyak Risk Faktörlerinin Değerlendirilmesi

Loading...
Thumbnail Image

Date

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Research Projects

Organizational Units

Journal Issue

Abstract

AMAÇ: Çalışmamızda, prolaktinoma tanısıyla takip edilen hastalarda kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi, prolaktin düzeyi ile uygulanan tedavinin bu risk faktörleri üzerindeki etkisinin analiz edilmesi ve elde edilen verilerle gelecekte yapılacak çalışmalara katkı sağlayacak bir veri tabanı oluşturulması hedeflenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2010-Haziran 2023 tarih aralığında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı polikliniğine müracaat eden, 18 yaş ve üzerinde olan, prolaktinoma tanısı almış ve ek komorbid hastalığı bulunmayan toplam 169 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastaların tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelenerek demografik veriler, klinik özellikler ve laboratuvar sonuçları kaydedildi. Bu veriler doğrultusunda Framingham Kardiyovasküler Risk Skoru (FRS) hesaplandı. Tanı anı ile tedavi sonrası birinci, üçüncü, beşinci yıllarda ve son başvuru tarihinde ölçülen prolaktin, HbA1c, lipid profili ve FRS değerleri kaydedilerek prolaktin düzeyleriyle korelasyon analizleri yapıldı. Takip sürecinde elde edilen EKG ve EKO bulguları kayıt altına alındı. Hastalar prolaktin düzeyi, adenom boyutu, cinsiyet, yaş, beden kitle indeksi, eşlik eden endokrin patoloji ve hormon replasman tedavisi kullanımı gibi parametrelere göre alt gruplara ayrılarak kardiyovasküler ve metabolik veriler açısından karşılaştırıldı. Verilerin SPSS programıyla istatistiksel analizi yapıldı ve sonuçları değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 169 prolaktinoma hastasının yaş ortalaması 41,28±9,83 yıl olup, %78,7'si kadındı. Hastaların %67,3'ünde mikroadenom, %32,7'sinde makroadenom saptandı. En sık başvuru semptomları adet düzensizliği, galaktore, baş ağrısı ve libido kaybıydı. Eşlik eden en yaygın endokrin bozukluk hipogonadizm (%36,1) olarak belirlendi. Hastaların çoğunluğu (%97) dopamin agonisti tedavisi almış, cerrahi ve radyoterapi uygulananların oranı sırasıyla %6,5 ve %1,8 idi. Tanı anı ve tedavi sonrası takipte PRL ile HbA1c, lipid paneli, FRS arasında korelasyon analizleri yapıldı. Özellikle üçüncü ve beşinci yıllarda anlamlı korelasyonlar saptandı. Bu yıllarda PRL düzeyleri HDL ile pozitif; trigliserid, HbA1c ve Framingham risk skoru ile negatif yönde ilişkili bulundu. Hastalar, prolaktin düzeylerine göre dört gruba ayrıldı (PRL <7 ng/mL, 7–24,9 ng/mL, 25–100 ng/mL ve >100 ng/mL) ve bu gruplar arasında FRS karşılaştırıldı. Üçüncü yıl verilerinde, FRS'nin en düşük olduğu grup 25–100 ng/mL PRL aralığında iken, en yüksek risk PRL <7 ng/mL grubunda saptandı ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı düzeydeydi (p=0,008). SONUÇ: Bu çalışmada, prolaktinoma tanısı alan bireylerde prolaktin düzeylerinin kardiyometabolik risk ile ilişkisi kapsamlı biçimde değerlendirilmiş; hem çok düşük (<7 ng/mL) hem de çok yüksek (>100 ng/mL) PRL düzeylerinin artmış Framingham risk skoru ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bulgular, PRL düzeylerinin fizyolojik aralıkta tutulmasının metabolik denge açısından önemli olduğunu ortaya koyarken; prolaktinoma hastalarının yaş, cinsiyet, tümör tipi ve eşlik eden endokrinopatiler gibi parametrelere göre farklı risk profilleri taşıdığını ve bireyselleştirilmiş yaklaşım gerektirdiğini desteklemektedir.
AIM: In this study, the objectives were to assess cardiovascular risk factors in patients under follow-up with a diagnosis of prolactinoma, to analyze the impact of prolactin levels and administered treatments on these risk factors, and to establish a database that may contribute to future research. MATERIALS AND METODS: This study included 169 patients aged 18 years or older, diagnosed with prolactinoma and free of comorbid conditions, who attended the outpatient clinic of the Department of Endocrinology and Metabolism at Ondokuz Mayıs University Faculty of Medicine Hospital between January 2010 and June 2023. Medical records were retrospectively reviewed to obtain demographic information, clinical characteristics, and laboratory findings, which were systematically documented. Based on these data, the FRS was calculated. Prolactin, HbA1c, lipid profile, and FRS values were recorded at diagnosis, at follow-up time points corresponding to years one, three, and five, and at the final visit. Correlation analyses were performed to examine associations with prolactin levels. ECG and echocardiographic findings obtained during the follow-up period were also documented. Patients were stratified into subgroups according to prolactin levels, adenoma size, sex, age, body mass index, accompanying endocrine disorders, and use of hormone replacement therapy, and subsequently evaluated for differences in cardiovascular and metabolic outcomes. FINDINGS: The average age among the 169 patients with prolactinoma included in the study was 41.28±9.83 years, and 78.7% were female. Microadenomas were detected in 67.3% of the patients, while 32.7% had macroadenomas. The most common presenting symptoms were menstrual irregularities, galactorrhea and loss of libido. The most frequent accompanying endocrine disorder was hypogonadism (36.1%). The majority of patients (97%) received dopamine agonist therapy. Correlation analyses were conducted between PRL levels and HbA1c, lipid panel, and FRS at diagnosis and during follow-up. Significant correlations were identified particularly in the third and fifth years. During these years, PRL levels showed a positive correlation with HDL and a negative correlation with triglycerides, HbA1c, and the FRS. The study population was categorized into four subgroups according to PRL levels (<7 ng/mL; 7–24.9 ng/mL; 25–100 ng/mL; >100 ng/mL), and FRS values were compared across these categories. In the third-year data, the lowest FRS was identified in the subgroup with PRL levels of 25–100 ng/mL, whereas the highest score was detected in those with PRL levels below 7 ng/mL, with this variation reaching statistical significance (p=0.008). CONCLUSION: This research comprehensively examined the association between PRL levels and cardiometabolic risk was comprehensively evaluated in individuals diagnosed with prolactinoma; it was demonstrated that both very low (<7 ng/mL) and very high (>100 ng/mL) PRL levels were associated with increased FRS. The findings indicate that maintaining PRL levels within the physiological range is important for metabolic balance and support the need for individualized approaches, as prolactinoma patients exhibit different risk profiles depending on parameters such as age, sex, tumor type, and accompanying endocrinopathies.

Description

Citation

WoS Q

Scopus Q

Source

Volume

Issue

Start Page

End Page

129

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By