
OMU DSpace Database
The scientific memory of Ondokuz Mayıs University. Publications and projects, all in one place. The heart of open science beats here. 'Open Science. Visible Impact.'
Sections in DSpace
Select a community to browse its collections.
- Research Outputs | TR-Dizin | WoS | Scopus | PubMed
- Research Centers
- Institutes
- Faculties
- Vocational Schools
Recent Submissions
Item type:Specialist Thesis, Malign Neoplazmlı Hastalarda Major Depresyon Prevalansı ve Etkileyen Faktörler(1990) Tezcan, A.ertan-27- ÖZET VE SONUÇ Kanserli hastalarda oluşan depresyon prevalansı- nı araştıran çalışmalar depresif semptomatoloji ele alı narak yapılmıştır. Bu hastalarda depresyon oluşumunu etkileyen faktörler halen tartışmalıdır. Bu nedenle ça lışmamızda operabl dönem malign neoplazmlı hastalarda major depresyon prevalansı ve bu prevalansı etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve İstanbul Yedikule Göğüs Hastalıkları Has tanesi' nde operabl neoplazm tanısı konulan 207 erişkin hastaya klinik muayene ve psikometrik ölçümler uygulana rak yapılmıştır. Bu çalışmada malign neoplazmlı hasta larda, benign neoplazmı olan hastalara göre major dep resyon prevalansınm anlamlı olarak yüksek olduğu sap tanmıştır. Malign neoplazmlı hastalar, major depresyonu olan ve olmayanlar şeklinde gruplanarak çeşitli parametreler de istatistiki olarak karşılaştırılmışlardır. Major depresyonu mevcut olan hasta grubunda major depresyonu olmayanlara oranla kadınların çoğunlukta olduğu, medeni ve sosyoekonomik durumun anlamlı olarak farklı olduğu-28- görülmüştür. Ayrıca major depresyonun sindirim siste mi malign neoplazmlxlarxnda önemli derecede fazla oldu ğu saptanmıştır. Dolayısıyla, özellikle sindirim sistemi malign neoplazmlarında, bekar-dul olanlarda, kadın cinsiyetin de, düşük sosyoekonomik düzeydeki hastalarda psikiyatrik yaklaşımın gerektiği vurgulanmak istenmiştir.Item type:Specialist Thesis, Hep2 Hücre Modelinde Deksametazonun Unfolded Protein Response Genleri Üzerine Moleküler Etkilerinin Araştırılması(2010) Düzgün, Aynur; Bedir, AbdulkerimEndoplazmik retikulum protein sentezi ve katlanmasından sorumludur. Ayrıca hücresel stresi algılamada önemli bir role sahiptir. ER'nin, unfolded ve misfolded protein birikimine cevaben hücre içi bir grup sinyal yolları ile ilişkili olduğu rapor edilmiştir. Genel olarak bu sinyal yolları unfolded protein response (UPR) olarak bilinmektedir. Hücre koruyucu cevaplarla sonlanan UPR yolakları stres ile yeteri kadar mücadele edemezse apoptotik hücre ölümü başlatılır. UPR'nin diabet, nörodejeneratif hastalıklar ve kanser gibi patolojiler ile ilşkili olduğu gösterilmiştir. Araştırmacılar kanser tedavisinde UPR üzerinden etki edecek yeni tedavi ajanları keşfetmektedirler. ER lümeninde bulunan bir şaperon olan Glukoz-regüle protein (Grp78) UPR'nin önemli bir düzenleyicisidir ve ayrıca kanser hücre yüzeylerinde de bulunmaktadır. Laboratuar ortamlarında farklı hücre kültürlerinde UPR çalışılabilir. Ayrıca UPR gen ekspresyonu RT-PCR ile analiz edilebilir. Bizim bu çalışmadaki amacımız deksametazon uygulanmış larinks epidermoid karsinom (HEp2) hücrelerinde UPR gen ekspresyonunu ve yüzey Grp78 eksprsyonunu araştırmaktır.HEp2 hücre modelinde kültür çalışmaları yapılmıştır. Hücreler 0.1 ve 1 µM deksametazon, 1mM PBA, 0.1 µM Brefeldin ve 0.1 µM LPS kullanılarak oluşturulan farklı kombinasyonlarla 6, 12, 24, 48 saat boyunca muamele edilmiştir. Gen ekspresyon analizi için kullanılacak hücrelerden RNA izolasyonu yapıldıktan sonra cDNA sentezi gerçekleştirilmiştir. Daha önceden biyoinformatik analizleri yapılarak dizayn edilen primer ve problar kullanılarak UPR gen ekspresyon tayini kantitatif RT-PCR ile yapılmıştır. Kantitatif RT-PCR analizleri sonucu elde edilen CT değerleri ticari RT-PCR analiz programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Kontrole göre 1.2 kat değişen sonuçlar anlamlı kabul edilmiştir. Yüzey Grp78 ekspresyonu için yine aynı hücre grupları kullanılmıştır. Hazırlanan uygun hücre kültür ortamında elde edilen HEp2 hücre yüzey Grp78 tespiti Cell ELISA metodu kullanılarak yapılmıştır. Kontrole göre grupların yüzey Grp78 miktarı değerlendirilmiştir.Bu çalışma ile deksametazonun UPR gen ekspresyonunu azalttığını gösterdik. Bu sonuca göre deksametazonun HEp2 hücre modelinde apoptotik etkili olmadığı anlaşılmıştır. Bu etkinin kimyasal şaperon olan PBA ile azaltılabildiği diğer sonuçlar ile gösterilmiştir. Ayrıca HEp2 hücrelerinde ER stres ajanı olan BRFA'nın UPR genleri üzerine etkisi detaylı olarak tarafımızca çalışılmıştır. LPS'nin BRFA'nın neden olduğu UPR gen ekspresyon artışını anlamlı şekilde azalttığı da yine bu çalışma ile gösterilmiştir.Anahtar Kelimeler; UPR, Deksametazon, Yüzey Grp78, HEp2, PBAItem type:Specialist Thesis, Çocuk Enfeksiyon Servisinde Takip Edilen Kırım Kongo Kanamalı Ateş Olgularının Retrospektif Olarak Değerlendirilmesi(2010) Top, Ayşe; Belet, NurşenBu çalışmanın amacı Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon servisinde KKKA tanısıyla izlenen hastaların epidemiyolojik, demografik, klinik ve laboratuar özellikleri ve sonuçlarının değerlendirilmesidir.Mayıs 2008-Eylül 2009 tarihleri arasında KKKA tanısı olan hastaların tıbbi kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Hastaların epidemiyolojik, demografik ve klinik özellikleri ve laboratuar verileri, tedavi şekilleri ve sonuçları dosyalardan kaydedildi.Mayıs 2008-Eylül 2009 arasında KKKA tanılı 39 hasta tespit edildi. Hastaların ortalama yaşı 131.69±57.74 ay idi. Hastaların %48.7'si Samsun'dan ve %79.5'i kırsal kesimden geliyordu. En çok başvuru Haziran ayında (15, %38.5) idi. Hastaların %89.7'inde kene ısırığı öyküsü vardı. Kene ısırması ve hastaların semptomlarının başlaması arasındaki geçen süre ortalama 3.03±1.89 gün ve semptomların başlaması ile hastanemize başvuru arasında geçen süre 3.32±2.55 gün idi. Hastaneye başvuru esnasında başlıca semptomlar ateş (%97.4), kusma (%56.4), halsizlik (%38.5), başağrısı (%35.9), bulantı (%35.9), ishal (%23.1), karın ağrısı (%17.9), kanama (%17.9, burun kanaması, GİS kanama, dişeti kanaması ve vajinal kanama) ve ciltte döküntü (%15.4) idi. Hastaneye başvuru esnasında hastaların %66.7'sinde trombositopeni, %61.5'inde yüksek AST, %51.3'ünde lökopeni, %38.5'inde yüksek INR, %35.9'unda yüksek CPK, %28.2'sinde yüksek ALT ve uzamış PT, %25.6'sında uzamış PTT ve %17.9'unda lökositoz saptandı. Hastaların %69'u ribavirin tedavisi aldı. Ribavirin tedavisi alan hastaların hastaneye başvuru anındaki ortalama lökosit ve trombosit sayıları ribavirin tedavisi almayanlara göre anlamlı düşük, AST ve ALT değerleri anlamlı yüksek idi. Klinik takip esnasında hastaların %20.5'inde hipotansiyon ve %38.5'unda disritmi (bradikardi, inkomplet sağ dal bloğu) tespit edildi. Kardiyovasküler değişiklikler yalnız ribavirin tedavisi alan hastalarda saptandı. Kırım Kongo Kanamalı Ateşli çocukların % 2.5'i kaybedildi.Sonuç olarak, KKKA klinik bulguları çocuklarda erişkinlere benzerdir ve KKKA çocuklarda daha benign seyirlidir. Kırım Kongo Kanamalı Ateşli çocuk hastalarda kardiyovasküler değişiklikler sık görülmektedir ve bu bulgular özellikle ribavirin tedavisi alan hastalarda görüldüğü için ribavirin tedavisi alan hastaların kardiyak yan etkileri açısından yakın takibi uygundur.Anahtar Kelimeler: Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, Çocuklar, RibavirinItem type:Specialist Thesis, Samsun İlinde 2-6 Yaş Arası Çocuklarda Demir Eksikliği Anemisi Prevalansı(2010) Yılmaz, Özlem Çakmak; Albayrak, DavutDemir eksikliği anemisi (DEA), tüm dünyada çocukluk çağının en sık görülen sağlık sorunlarından biridir. Uzun dönem etkileri düşünüldüğünde sadece bireysel değil toplum sağlığı açısından da gerekli önlemlerin alınması önemlidir. Korunma yaklaşımını belirlemek için toplum tarama çalışmalarına ihtiyaç vardır. Bu çalışma Samsun il merkezi ve merkez köylerde 2-6 yaş arası çocuklarda demir eksikliği anemisi prevalansını belirlemeyi amaçlamıştır.Çalışmaya 01.09.09- 31.12.09 tarihleri arasında Samsun il merkezi ve merkez köylerde yaşayan sağlıklı görünümlü 169'u kız, 185'i erkek toplam 354 çocuk dahil edildi. Olguların ortalama hemoglobin değeri 12.1±0,85 gr/dl, kızların Hb ortalaması 12,1±0,84 gr/dl, erkeklerin Hb ortalaması 12,18±0,85 olarak saptandı.Çalışmamızda DEA prevalansı %20, DE prevalansı %28 olarak saptandı. Kızlarda demir eksikliği anemisi oranı %21,9 iken, erkeklerde bu oran %18,4 idi. Yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde 2?4 yaş arasındaki çocuklarda DEA prevalansı %20,6, 5?6 yaş arasında %18,8 saptandı. Yaşanan bölgeye göre şehir merkezi, gecekondu mahalleleri ve merkez köyler karşılaştırlıdığında DEA görülme oranları sırasıyla %24,2, %17,7 ve %16,1 olarak saptandı.2004 yılından itibaren 4 ay-1 yaş arası süt çocuklarına ücretsiz olarak uygulanan oral demir profilaksisi kullanımı çalışma grubunda sorgulandı. Çalışmaya katılan 354 çocuğun %28'i demir profilaksisi almamışken %72'si demir profilaksisi almıştı. Profilaksi alan çocukların %17'sinde DEA, %27,6'sında DE saptanırken almayan çocukların %21,2'sinde DEA, %29'unda DE saptandı.Sonuç olarak yaptığımız bu kesitsel çalışma ulusal önlemlere rağmen DEA'nin halen önemli bir çocuk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenle gerekli önlemlerin alınarak beslenmenin düzenlenmesi ve hayatın ilk 4-24 ayı arasında profilaktik demir kullanımının yaygınlaştırılmaı büyük önem taşımaktadır.Item type:Specialist Thesis, Preemptif Uygulanan Ketamin ve Gabapentinin İntraoperatif Volatil Ajan Tüketimine, Postoperatif Analjezik İhtiyaca ve Kronik Ağrıya Etkileri(2010) Çelebi, Tuna; Kocamanoğlu, İ.serhatKetamin ve gabapentinin preemptif analjezik olarak kullanımı, postoperatif ağrı tedavisi ve postoperatif kronik ağrıya etkileriyle ilgili pek çok çalışma mevcuttur. Preoperatif uygulanan preemptif analjezinin intraoperatif volatil ajan tüketimini azaltıcı etkisi gösterilmiştir.Çalışmamızda; preemptif olarak uygulanan ketamin ve gabapentinin, anestezi derinliği bispektral indeks ile takip edilen hastalarda, intraoperatif volatil ajan tüketimine, postoperatif analjezik ihtiyaca ve ağrının kronikleşmesine dair etkinliklerini karşılaştırmayı amaçladık.Çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak planlandı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde Etik Kurul izni ve hasta onamı alındıktan sonra elektif olarak laparotomi planlanan 18-60 yaş arası, fizyolojik durumu ASA (American Society of Anesthesiologists) I-II risk grubuna uyan 90 olguda yapıldı. Bilinen ilaç hipersensitivitesi olan, ideal vücut kitle indeksinden %20 fazla olan, ilaç ya da alkol kötüye kullanımı olanlar, kontrolsüz hastalığı (hipertansiyon, diyabet, bronşial astım) olanlar, düzenli gabapentin kullanım öyküsü olanlar, operasyondan önceki 24 saat içinde analjezik kullananlar, karaciğer ve böbrek fonksiyon bozukluğu olanlar, HKA (Hasta Kontrollü Analjezi) cihazını kullanamayanlar çalışmaya dahil edilmedi.Operasyondan önceki gece hastalarla görüşülerek HKA cihazını nasıl kullanacakları ve Vizüel Analog Skala (VAS) hakkında bilgi verildi. Tüm hastalar saat 2200' da oral 5 mg diazepam ve 40 mg famotidin, sabah saat 0700' da 5 mg diazepam ile premedike edildi. Ameliyat odasına alınan hastalara; elektrokardiyografi (EKG), pulse oksimetri ile periferik oksijen satürasyonu (SpO2), end tidal karbondioksit (ETCO2), noninvaziv arter basıncı, BİS monitörizasyonları uygulandı. Hastaların preoperatif, entübasyon sonrası 5. dk, insizyonda, insizyon sonrası 5., 15., 30., 45., 60. ve 90. dakikalarda kalp atım hızı (KAH), ortalama kan basınçları (OAB), ETCO2, SpO2, BİS değerleri ölçüldü ve operasyon sonundaki toplam tüketilen desfluran miktarları kayıt edildi. Anestezi indüksiyonu için 2,5 mg/kg propofol, 1 µg/kg fentanil iv verildikten sonra kas gevşemesi için 0,1 mg/kg iv vekuronyum kullanıldı. Anestezi idamesinde %33 O2-%66 N2O karışımı ile %4-6 konsantrasyonda desfluran uygulandı. Kas gevşetici ihtiyacı olunca vekuronyum 0.03 mg/kg iv olarak tekrarlandı. İntraoperatif BİS; 45'in altında veya OAB ya da KAH'da bazal değere göre %20 azalma olduğunda desfluran %1 azaltıldı, BİS değeri 55'in üzerine çıktığında veya OAB ya da KAH'da bazal değere göre %20 artış olduğunda desfluran %1 artırıldı. Desfluran 6 iken BİS 55 üzerindeyse hastaya 0.5 µgr/kg fentanil iv olarak yapıldı.Hastalar kura usulü 3 gruba ayrıldı. Grup K'ya; insizyondan 5 dk önce 0.3 mg/kg, cilt kapatılırken 0.2 mg/kg iv ketamin yapıldı. Grup G'ye; operasyondan 2 saat önce 600 mg oral gabapentin verildi. Grup SF'e ise insizyondan 5 dk önce ve cilt kapatılırken ketamin yerine serum fizyolojik verildi.Hastalar ekstübasyon sonrası derlenme odasına alındı. Postoperatif analjezi için hasta kontrollü analjezi yöntemi ile fentanil uygulandı. 100 ml SF içerisine 500 µgr fentanil eklendi ve 5 µgr/ml olacak şekilde ayarlandıktan sonra bolus 3 ml (15 µgr fentanil), kilitli kalma süresi 20 dk ve 1 saatlik limit 45 µgr olacak şekilde ayarlandı. Yükleme dozu verilmedi. Derlenme odasındayken hastanın ağrısı olursa ek olarak 30 µgr fentanil iv uygulandı ve postoperatif 15., 30. ve 45. dakika ile 1. saat KAH, OAB, solunum sayısı, istirahat-öksürükle VAS, Ramsay Sedasyon Skoru, ilk butona basma zamanı, toplam butona basma sayısı, verilen toplam fentanil miktarı, ek analjezik ihtiyacı, yan etkiler ve yan etkilerin tedavisi kaydedildi. Hastalar derlenme odasında 1 saat takip edildikten sonra servise gönderildiler. Servise gönderilen hastanın 2., 4., 6., 8., 12., 16., 24., 48., 72. ve 96. saatlerinde aynı parametreleri kaydedildi. Hastaların ek analjezik ihtiyacı olduğunda diklofenac sodyum (diclomec ampul, 75 mg) 12 saat arayla intramusküler olarak uygulandı.Operasyondan 12 hafta sonra hastalarla telefonda görüşülerek insizyon bölgesinde ağrısı olup olmadığı soruldu ve kaydedildi.Gruplar arasında intraoperatif volatil ajan tüketimi açısından anlamlı fark yoktu. Postoperatif istirahat-öksürük VAS değerleri, postoperatif analjezik tüketimleri ve ek analjezik istekleri gruplar arasında benzerlik gösteriyordu. Gabapentin grubunda hasta ve ailedeki kronik ağrı öyküsü diğer gruplara oranla daha fazla olmasına rağmen grupların 12. haftadaki kronik ağrı değerleri benzerdi. Yan etkilere bakıldığında; tüm gruplarda bulantı-kusma ve baş dönmesi dışında yan etkiye rastlanmadı. Bu yan etkiler açısından da gruplar arasında anlamlı fark bulunamadı.Sonuç olarak; preemtif uyguladığımız ketamin ve gabapentinin intraoperatif volatil ajan tüketimini, postoperatif analjezik ihtiyacı azaltmadığını ve kronik ağrı gelişiminde etkisi olmadığını saptadık. Ancak, gabapentin grubunun postoperatif kronik ağrı riski daha yüksek olmasına rağmen 12. haftadaki kronik ağrı değerinin diğer gruplarla benzer olması gabapentinin ketamine göre postoperatif kronik ağrıda daha etkili olduğuna işaret edebilir. Daha net sonuçlar elde edebilmek için; farklı dozlarda, doz zamanlaması ayarlanarak, daha fazla hasta ve daha uzun vadede hasta takipleriyle yeni çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyiz.Anahtar Kelimeler: Preemptif analjezi, ketamin, gabapentin, postoperatif kronik ağrı




